Çıkarsız Düşünce

Gerçeği irdelemeyen sadece çıkarsızca düşünen. Gelecekten beklentisi olmamasına karşın, geçmişinden inatla kurtulma çabasında olan biri, o benim.

Günlük tadında.

Sıkıntı var be içimde, algılama problemlerim de baş gösteriyor gitgide..

Ne yana çevirsem kafamı hep aynı sıkıntılarla göz göze gelmek delirtiyor adamı. Bir türlü sıyrılamadığım geçmişimden kurtulmayı neden beceremiyorum? Neden eskisi gibi sıklıkla yüzümde belirmiyor tebessüm? Lanetlendim desem; bi insan evladı bu kadar günahkar olamaz ki istesede..

Sıkıntı var be içimde, algılama problemlerim de baş gösteriyor gitgide..

Mantara bağlıyor kafam zamandan kayan her bir saniyede. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın tarzında adamımdır oysa ki; beni üzeni, üzerim sadece. Katlanılmaz sancılara dönüştü yaşadıklarım. Herkes mutluluğu batar oldu gözüme, rahatsız edici bir durum değil oysa ki. Haketmiyorum belkide ama mutsuz olmam içinde yeterli bir sebep değil ki..

İsyanım kime onu dahi bilmiyorum.. Cehalet, cehalet zor zanaat. Kendimden biliyorum ve her mutlu olma çabalarımda mutsuzluğumu tadıyorum…

Kalıtsal değil ki yaşam.

Kalıtsal değil ki yaşam..

Üzerine eklentiler eklendiğinde, geçmiş kavramıyla özdeşleşecek yaşam. Yaşadığın an diye tabir edilir dillerde; oysa ki bahsetmeye kalktığın an bile, o an geçmiştir.

Kavram kargaşası bir nevi, evet.

Algılama problemi yaşayanlarda vardır muhakkak. Öznelerle cümle kurarım yüklemleri doldur sen. Hem herşeyi hazır bir şekilde sunarsam, anlamak için çabalayacağını sanmam.

Bunu ifade edebildim mi? Onuda bilmiyorum ama neyse mazur göreceksin…

Haydarpaşa…

Haydarpaşa…

Aşka Bakış Açısı.

Kadın ve erkekleri kapsarsak hayvan adı altında. Kadın-Mal, Erkek-Öküz. / Kadının ayrıcalığı; eti yeniyor, sütü içiliyor.

Dahası var, yok değil. Örnek olarak; Günümüzde kaç kişi sevebiliyor ki karşılıksız birilerini?

Süt kesesi ve idrar kesesi üzerine bir aşk başlıyor artık. 

Zamanlama olarak bir süre aşık kalır herkes..

Ve o sersemlik hali yakalandığında;

Herkesin baktığına bir sıfat yakıştırması durumu, bizzat kendi başına gelmiş demektir.

Erkek şerefsiz olurken kızın gözünde, kız; aşk kurbanıyım der, nazikce..

Kız kaşar diye tabir edilsede erkeğin gözünde, erkek; zafer naraları atmaktadır.

Sakınıyorum Artık Seni Kendimden.

Sakınıyorum artık seni kendimden.

Zararın en büyüğünü verecek olmamdan dolayı değil, zararın en büyüğünü ben görebileceğim için..

Güzel olan birçok birlikteliğimiz oldu seninle elbet. Sonrasında gördüğüm zarar hep gölgesiymiş meğer; iyi olan herşeyin.

Yakındığım konuları derlesem roman olur tasviri yanlış, seninle geçen her saniye; günlüğümün birer parçası. Asıl roman orda yatıyor.

Kapılınılan mutluluk deryasında, mutsuzluğumu haykırmam gerekiyormuş halbuki; çünkü sonu mutlu şeyler kısıtlı ve tanık olduğum

sadece Yeşilçam filmleri.

Gerçek, zor olduğu kadar acı.

Tüm sıkıntılarımın birikimi, lacivert kabıyla ajandam. Onunda sonu geldi biliyorum; sıkıntım o kadar çok ki…Yeni sıkıntılara yelken

açmak durumunda kalıyorum, hayatın gel gitleriyle. O ajandayı yaktığımda senide yakmış olsam, sanada bir nebze acı çektirmiş olsam.

Eşitlikten yanayım; ne çektiysem, çekmen umuduyla…

Kişisel depolama.

Karşı karşıya kaldığım her durumu yenmeye çalıştım desem yalan olur. Kaçmaya yeltendim her seferinde, yormak istemedim kendimi.

Ne için yoracaktım zaten, kimin için? Çok şey kaybettin deme, kazandığım bişey olmadı ki.

Dengeyi kurmak önemli bunun farkındayım ama her seferinde mantığın ağır bastığı tartıda senin için bir duyguya yer yok, kaçınılmaz gerçek.

Alışmalısın tavırlarıma, seçimlerime, seni seçmeyişlerime.

İçini dök diyeceğim şimdi.. Onada gerek yok.. Kelimelerine anlam katsam ne fayda; hayatına anlam katmadıktan sonra. Aldırış etmeyişlerine

hayranım; kendine kalıp giydiriyorsun fakat yakışmadı bunu biliyorum, kalıbı kirletiyorsun.

Dünden Bugüne..

Günler kovalıyor birbirini ve ben hala bir çıkar yol bulamıyorum . Nasıl kurtarıcam kendimi bu çıkmazdan, çıkmaz yoldan. Çabalarım boşa, yaptığım herşey nafile . Ne bir sonuç doğuruyor faaliyetlerim, ne de bir umut saçıyor içime . Sadece üzülüyorum ; yanlış tercihimin bana neler kaybettirdiğini biliyorum . Kayıplarım o kadar çok ki kazandığım birşeyin olmaması, kaybettiklerimi tamamen gün yüzüne çıkarıyor . Planlarım vardı birçok kez bu tercih hakkında . Uygulanan planlarımdan bir tane bile yok, şunu anlıyorum ki hayal dünyası geniş olan biriyim ve hayal dünyasında yaşamayı herkesten daha çok biliyorum . Övünmek bile gelmiyor içimden zaten öyle bir ihtimalde yok, hayal dünyasında yaşamıyoruz ya sonuçta . Kaybettiklerimi kazanma ihtimalim var mı ? Şimdi ki yoğunlaştığım düşünce bu.

Zamanın getirilerini göz önüne alarak yarına ekiyorum, belki yeşerir diye ve şimdi sadece gözüm yarına odaklı, yeşermesi ümidiyle..

Topraktan..

Topraktan geldiğimiz söylenirken, toprağa geri döneceğimiz gerçeğinide atlayamayız. Herşeyin karşılıklı olduğunu göstermiyor mu? Geldiğimiz yere dönmek vefa örneği mi ?
Bugün solduğumuz havanın karşılığında ne veriyoruz peki ? Acaba karşılığını vermediğimizden mi dönüyoruz toprağa? Kimseyi sorgulama lüksüm yokta zenginlerin ömrüne neden benim hayatımdan daha çok paha biçiyorlar, para mı ömür uzatıyor? Eğer öyle ise; Napolyon neden öldü ? Bunların cevabını verecek âlimler, kâhinler veya düşünürler neden öldü peki ? Birşeyi mi yanlış hesapladılarda zamanlamada mı hata yapıp toprağa döndüler ?
Bütün bu sorulara cevap bulduğum an, yaptığım yanlışların farkına varacağım sanırım ve geleceğe umutla bakıp; dünün yarından çıkarı ne mantığından kurtulacağım..